Okuma Notları:
Bir sahaf için olmazsa olmaz ama yerine getirilmesi en zor görevlerden biri kitap okumaktır. Bu zorluk, özellikle efemera gibi 'uzmanlık' gerektiren alanlara odaklanan bir meslektaşım için daha da katmerlidir; çünkü vaktinin çoğunu 'kanlı canlı' malzemeyle cebelleşerek geçirmek zorundadır. Bu cebelleşmenin sahafın lehine sonuçlanması ise çoğu zaman sahip olduğu bilgi birikimine bağlıdır. Hal böyle olunca okumak, hem bir zaruret hem de bir lüks gibi görünür insana. Bu iki uçlu denklemi çözmenin en emin yolu ise her şeye rağmen okumaktır; günde birkaç sayfa bile olsa... Rahmetli Ahmet Yüksel Özemre’nin onca işi arasında onca eser telif etmesinin sırrını, bulabildiği her boşlukta çalışıp okumasıyla ve 'birikir' şeklindeki o tek kelimelik formülüyle açıklaması, bence her daim hatırlanması gereken bir nasihattir.
[1] Üst tarafta gördüğünüz, Seher İnceoğlu Güner Hanım tarafından kaleme alınan 'Tanımlan(a)mayan Belgeler: Efemera' adlı eser; bu alanda Türkçede telif edilmiş, konuyu gayet kapsayıcı bir biçimde ele alan nadir yapıtlardan biridir. Henüz kitabın başında olmama rağmen, referans kütüphaneme mutlaka dahil etmem gereken birkaç yeni kaynakla şimdiden tanıştım. Eserin ilk 20-30 sayfalık bölümü, hem yerli hem de yabancı literatürde 'efemera'nın nasıl tanımlanması gerektiğine dair tartışmaları oldukça nitelikli bir şekilde özetliyor.
[2] Gelelim kitaptan yapmak istediğim ilk alıntıya... Seher Hanım, 'efemera' tanımını uzunca ve tafsilatlı bir şekilde ele aldıktan sonra, konuyu kendi özgün yaklaşımıyla neticelendirmiş. Ben bu perspektifi hem alışılagelmişin dışında hem de oldukça ikna edici buldum. Bahsettiğim o can alıcı kısım tam olarak şöyle:
Örneğin bir şahsa doğum günü için gönderilen tebrik kartları, gönderilen kişinin mülkiyetinde ve o kişiye ait parçalanmamış bir koleksiyon içerisinde bulunduğu sürece 'efemera' değildir; çünkü o şahıs için üretilmiştir. Yine bu şahsın kendi yazdığı mektuplar, mektubu üretenin ve muhatabının (gönderildiği kişinin) elinde bulunduğu sürece 'efemera' değildir; çünkü o şahıs tarafından üretilmiştir, toplanarak bir araya getirilmemiştir. (...) Ancak bunların her ikisinin de üçüncü kişilerin elinde bulunması halinde bu malzemenin efemera olarak nitelendirilmesi söz konusudur.
Efemera, özel arşivin ya da koleksiyonun bir parçası olabilir. Örneğin bir özel arşivde bulunan gazete kupürleri efemeradır. Çünkü gazete kupürleri kişinin ilgi alanına göre topladığı/biriktirdiği malzemelerdir. Gazete tek bir şahıs için üretilmez. Efemeranın toplama kültüründen gelmesi ve bilhassa koleksiyonerlerin kendilerine ait olmayan malzemeleri toplaması ile bu türün, efemera olarak adlandırılması sonucuna varılabilir."
Bu alıntı, kitabın 31 ve 32. sayfalarından... O ana kadar oldukça standart ve akademik bir çizgide ilerleyen anlatım, yazarın kendi özgün yaklaşımını ortaya koyduğu bu noktada benim için birden parlayıveriyor. Çünkü bir belgenin 'efemera' olarak adlandırılabilmesini, onun toplama kültürü ile olan bağına ve o an kimin elinde bulunduğuna bakarak tanımlamak gerçekten çok özgün bir yaklaşım.
Söz gelimi bir tren bileti; devlet arşivinde bir dosyanın içindeyken sadece bir 'belge' iken; ancak benim (sahafın) veya bir koleksiyonerin eline geçtiği anda 'efemera' kimliği kazanıyor. Üstelik bu dönüşüm, tamamen nesnenin kendi üretim amacı dışına çıkıp toplama kültürünün bir parçası haline gelmesiyle mümkün oluyor.