12 Ocak 2026 Pazartesi

Bir Derviş Hücresi Olarak Sahaf Üzerine Okumalar

Görsel

Sahaflığın yan etkilerinden biri, bazen okuduğunuz ya da okumak için ayırmayı düşündüğünüz bir kitabı satmanız, daha kötüsü satışa henüz koymadığınız kitapların arasında kaybetmenizdir. Böyle durumlarda kitabın yazarını ve adını da tam olarak hatırlamıyorsanız, zihninizde kalan kırıntılarla tekrar o kitabın peşine düşersiniz. Yeniden elde etme süreniz uzadıkça, bu bekleyiş zihninizde kitabın sizi etkileyen taraflarını abartmanıza ve kitaba olan ihtiyacınız üzerinde hayal gücünüzü zorlamanıza sebep olur.

Zihninize takılı kalan böyle bir kitabın izini sürerken elinizde birtakım ipuçları vardır: Yayınevi, konu, başlık... Yazarlar çoğu zaman okuduktan sonra bile hatırlanmazlar. Hafıza dediğimiz ihtiyar kütüphaneci, zamanla okuduklarınızı küçük parçalara ayırır ve zihin kütüphanenizin dosyaları arasına dağıtır. Hatırlamak çoğu zaman efemeral nitelik kazanmış kupürleri, parçaları ve fragmanları o anki bağlamınıza göre yeniden bilincin dikkatine sunmaktır. İnsan beyninin telif haklarına pek saygısı yoktur.

Zihin kütüphanemin içinde kaybettiğim bu kitaplardan biri de Pier Vittorio Aureli’nin Lemis Yayınları’ndan çıkan “Az Yeterlidir: Mimarlık ve Asketizm Üzerine” isimli kitabıydı. İlk bulduğum yer popüler bir zincir kitapçının özensizce sınıflandırılmış bir rafıydı. Doğrusu başlığın son kelimesi “Asketizm” olmasaydı ilgimi de çekmezdi muhtemelen. Ancak aldığımı ve hemen hızlı bir şekilde okuduğumu hatırlıyorum. Böyle küçük, kendi halinde kitaplara —65 sayfa— her zaman dikkat edilmesini salık veririm. Uzun yazmanın çok da matah bir şey olmadığını düşünüyorum. Kısa bir metinde yazar ya da konuşmacı bütün zihnî melekelerini sergileyerek konuyu olabildiğince öz hale getirir ve okuyucunun dikkatine teslim eder.

Esasen mimarlık, haliyle mekan üzerine yazılmış bir kitabın, benim gibi efemera ile uğraşan bir sahafı ilgilendirmesinin birkaç farklı nedeni olabilir. Ama özellikle kapitalizmin insan hayatına müdahalesi ve tek tek insanların buna karşı onurlu bir tavır geliştirmesi bağlamında bir şeyler dile getiriliyorsa, bu benim için aynı zamanda şahsi bir meseledir.

Öncelikle yazarın asketizm olarak tarif ettiği tavrı ve bunun ortaya çıkış biçimini kendi süzgecimizden geçirmek gerekir. Yazarımız Mimar Aureli’nin asketizmin kökeni ve sonrasında toplumsal konumlandırılışı üzerine birçok değerli fikri var. Meraklılarına tavsiye ederim. Ancak yazarın; asketizmin “öznelere belirli alışkanlık ve kurallardan meydana gelen, kendi seçimleri olan biçime göre yapılandırarak pratiklerinin odağına kendi yaşamlarını koyma imkanı verdiğini” bir ön düşünce olarak kısa süreliğine kabul edebiliriz. “Az”ı tercih ederek kendini kapitalizmin ürettiği borç/borçlandırma ve yaratıcılığın sömürülmesi/istismarı ilişkilerinin dışına çıkarmak olarak —hiç Weberyen olmayan bir yaklaşımla— çerçevelediği bu yaşamsal tavrı (ars vivendi) anlayabiliyorum. Bu yaklaşım çoğu eğitimli ve bir çeşit prekarya olan sahafların tavrına da yakın düşüyor. Kendi yaratıcılıklarını kamusal veya özel “işverenlerin” sömürüsüne terk etmek istemeyen insanların seçtiği yollardan biri, bir meslek olarak kendini gösteriyor.

Ancak dış dünyaya yapılan müdahalelerle, ondan ayrışmakla kendini korunaklı kılmak aslında çok da mümkün değil. Bizzat kapitalizmin gelişmesinde bu asketik tavrın etkisi olduğunu zaten Weber bize söylüyor. Doğrusu bu topraklarda bir dervişanelik arıyorsak, bunu dış dünyayla aramıza bir fasıl koyarak yapamayacağımızı biliriz. Bizler için içle dış ayrımının olmadığı bir mayalanma; hem kişinin hem işin hem de mekanın ortak ve eş zamanlı değişimi ile anlatılabilir. Haliyle sahaf mekanı bir manastır odası değil; kitabın, insanın ve zamanın buluştuğu bir birlik mekanı olarak tasavvur edilebilir.

Kitabın benim hafızamda yer etmesine sebep olan en önemli mesele, aza razı olmanın —diğer birçok iyi niyetli düşünce gibi— kapitalizm tarafından istismar edilebileceğine dair mimari üzerinden getirdiği itirazdı. Bu düşüncenin bir mekan (o dönemde dükkan) içinde yansımalarını görmeye çalışmak ilgi çekici gelmişti. Kitabı kaybedip tekrar bulmam ve iki okuma arasında geçen sürede ben, mekan sahibi bir sahaftan lamekân(!) bir sahafa, adeta bir seyyara dönüştüm. O günlerde de "dükkan sahaflığın lazimesinden midir?" diye sorsalar belki hayır derdim. Ancak bugün kendi pratiklerinin ve seçimlerinin odağına “kendi yaşamlarını” koymak düşüncesini daha sorunlu buluyorum.

20 Aralık 2025 Cumartesi

Arşivcinin "Efemera" ile İmtihanı. Tanımlan(a)yan Belgeler: Efemera

Okuma Notları:

Tanımlan(a)mayan Belgeler Kitap Kapağı

Bir sahaf için olmazsa olmaz ama yerine getirilmesi en zor görevlerden biri kitap okumaktır. Bu zorluk, özellikle efemera gibi 'uzmanlık' gerektiren alanlara odaklanan bir meslektaşım için daha da katmerlidir; çünkü vaktinin çoğunu 'kanlı canlı' malzemeyle cebelleşerek geçirmek zorundadır. Bu cebelleşmenin sahafın lehine sonuçlanması ise çoğu zaman sahip olduğu bilgi birikimine bağlıdır. Hal böyle olunca okumak, hem bir zaruret hem de bir lüks gibi görünür insana. Bu iki uçlu denklemi çözmenin en emin yolu ise her şeye rağmen okumaktır; günde birkaç sayfa bile olsa... Rahmetli Ahmet Yüksel Özemre’nin onca işi arasında onca eser telif etmesinin sırrını, bulabildiği her boşlukta çalışıp okumasıyla ve 'birikir' şeklindeki o tek kelimelik formülüyle açıklaması, bence her daim hatırlanması gereken bir nasihattir.

[1] Üst tarafta gördüğünüz, Seher İnceoğlu Güner Hanım tarafından kaleme alınan 'Tanımlan(a)mayan Belgeler: Efemera' adlı eser; bu alanda Türkçede telif edilmiş, konuyu gayet kapsayıcı bir biçimde ele alan nadir yapıtlardan biridir. Henüz kitabın başında olmama rağmen, referans kütüphaneme mutlaka dahil etmem gereken birkaç yeni kaynakla şimdiden tanıştım. Eserin ilk 20-30 sayfalık bölümü, hem yerli hem de yabancı literatürde 'efemera'nın nasıl tanımlanması gerektiğine dair tartışmaları oldukça nitelikli bir şekilde özetliyor.

[2] Gelelim kitaptan yapmak istediğim ilk alıntıya... Seher Hanım, 'efemera' tanımını uzunca ve tafsilatlı bir şekilde ele aldıktan sonra, konuyu kendi özgün yaklaşımıyla neticelendirmiş. Ben bu perspektifi hem alışılagelmişin dışında hem de oldukça ikna edici buldum. Bahsettiğim o can alıcı kısım tam olarak şöyle:

"Buradan hareketle benim tanımıma göre efemera; 'Toplama kültüründen gelmesi nedeniyle üreticisi kendisi olmayan ya da kendisi için üretilmeyen, kitap, süreli yayınlar gibi geleneksel kaynakların dışında kalan belirli bir amaç için o anı temsil etmek amacıyla oluşturulan, üretilen ve devamlılığı olmayan malzemeler' olarak tanımlanabilir.

Örneğin bir şahsa doğum günü için gönderilen tebrik kartları, gönderilen kişinin mülkiyetinde ve o kişiye ait parçalanmamış bir koleksiyon içerisinde bulunduğu sürece 'efemera' değildir; çünkü o şahıs için üretilmiştir. Yine bu şahsın kendi yazdığı mektuplar, mektubu üretenin ve muhatabının (gönderildiği kişinin) elinde bulunduğu sürece 'efemera' değildir; çünkü o şahıs tarafından üretilmiştir, toplanarak bir araya getirilmemiştir. (...) Ancak bunların her ikisinin de üçüncü kişilerin elinde bulunması halinde bu malzemenin efemera olarak nitelendirilmesi söz konusudur.

Efemera, özel arşivin ya da koleksiyonun bir parçası olabilir. Örneğin bir özel arşivde bulunan gazete kupürleri efemeradır. Çünkü gazete kupürleri kişinin ilgi alanına göre topladığı/biriktirdiği malzemelerdir. Gazete tek bir şahıs için üretilmez. Efemeranın toplama kültüründen gelmesi ve bilhassa koleksiyonerlerin kendilerine ait olmayan malzemeleri toplaması ile bu türün, efemera olarak adlandırılması sonucuna varılabilir."

Bu alıntı, kitabın 31 ve 32. sayfalarından... O ana kadar oldukça standart ve akademik bir çizgide ilerleyen anlatım, yazarın kendi özgün yaklaşımını ortaya koyduğu bu noktada benim için birden parlayıveriyor. Çünkü bir belgenin 'efemera' olarak adlandırılabilmesini, onun toplama kültürü ile olan bağına ve o an kimin elinde bulunduğuna bakarak tanımlamak gerçekten çok özgün bir yaklaşım.

Söz gelimi bir tren bileti; devlet arşivinde bir dosyanın içindeyken sadece bir 'belge' iken; ancak benim (sahafın) veya bir koleksiyonerin eline geçtiği anda 'efemera' kimliği kazanıyor. Üstelik bu dönüşüm, tamamen nesnenin kendi üretim amacı dışına çıkıp toplama kültürünün bir parçası haline gelmesiyle mümkün oluyor.

1 Aralık 2025 Pazartesi

Ephemeral Yaşam Döngüsü veya Kendinden Başlayarak Evreni Tasarlamak

Kitap Tarihi Görseli

Robert Darnton, 1982 yılında yayımladığı "What is the History of Books?" başlıklı makalesiyle, o güne dek "kitap" etrafında biriken tarih çalışmalarını anlaşılabilir bir çerçeveye oturtma girişiminde bulundu. Yazının merkezinde, "communication circuit" (iletişim döngüsü) adını verdiği bir görselleştirme çabası yer alıyordu. Darnton bu şemada; yazarlar, yayıncılar, kitapçılar ve okurlar gibi kitabın yaşam döngüsünde rol oynayan birçok aktörü ve meslek grubunu resmetmeye çalıştı. Onun bu çalışması, bugün hâlâ "Kitap Tarihi" disiplini için öncü bir adım ve alanın temel metinlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Kitap tarihi açısından başarılı bir modelleme olsa da, kitap aslında bu şemadan çok daha karmaşık bir evrende var olur. Çoğu zaman tek bir kitap, kendi başına ve defalarca, farklı döngülere yeniden dahil olabilir. Üzerinde şahıs ve kurum damgalarının adeta bir kolaja dönüştüğü nüshalar, sahaflar için şaşırtıcı olmayan, olağan manzaralardır. Öte yandan kitabı merkeze koymak, alanın sınırlarını çizmek adına mantıklı görünse de; aslında bir kitabın dışarıdan içeriye veya içeriden dışarıya uzanan sayısız temas noktası vardır. Temsil ettiği bilimsel ekolün, ait olduğu edebi türün ya da estetik anlayışın ötesinde; bir kitabın filme, siyasi bir protestoya ya da lanetli bir günah keçisine dönüşme ihtimali daima mevcuttur.

Ancak bu notu düşmemin nedeni, doğrudan kitap tarihçilerini ilgilendiren bu çetrefilli konular değil. Ben daha çok, makaleyi ilk okuduğum andan itibaren beni etkileyen o görselleştirme çabasına odaklanmak istiyorum. Bilginin sosyal tarihi açısından bakıldığında, Darnton'un bu girişimini oldukça ilham verici buluyorum. Bu şema bana ilk andan itibaren, bir sahaf dükkanının uzayında yer alan tüm unsurları bir döngüye yerleştirdiğimizde, nasıl "galaktik" bir yapının ortaya çıkacağını hayal ettiriyor. Çünkü sahaf evreninde her ne kadar kitap merkezi konumda olsa da; belge, fotoğraf, kartpostal, plak, müzik kayıtları ve hatta nesnelerden oluşan muazzam bir çeşitlilik de söz konusudur.

Bütün bunları hesaba kattığımızda, Darnton'un iki boyutlu evreninin ne kadar sınırlı kaldığını hissederiz. Tam bu noktada, kendi durduğum yeri geleneksel yapıdan biraz ayrıştırmam gerekiyor. Benim açımdan durum, kitabı tartışmasız merkez kabul eden o klasik sahaf ortamından farklılık arz ediyor. Ben daha ziyade; efemerayı odağa yerleştiren, ancak ona bir sahafın tecrübesi ve bakış açısıyla yaklaşan bir yapı üzerinde çalışıyorum.

Öte yandan parşömenden e-kitap okuyucuya uzanan teknolojinin değişmeyen temel özelliklerinden biri, bize iki boyutlu bir evrenden fazlasını sunamıyor olmasıdır. Oysa bahsettiğim "sahafa düşmüş belge"nin dünyası çok daha katmanlıdır. Efemeranın merkeze alındığı bu yaşam döngüsü, belki aşağıdaki gibi kurgulanabilir. Bu döngüden üretilebilecek anlamlar üzerine konuşmayı ise başka notlara bırakıyorum.

Efemeral Yaşam Döngüsü Şeması
Efemeral Yaşam Döngüsü

30 Kasım 2025 Pazar

Şeylerin Geçiciliği Üzerine

Not #1 | 30.11.2025 ]


Bir nesnenin kalıcılık kastıyla üretilmiş olması, onun sonsuza dek var olacağının garantisi değildir. Benzer şekilde, ömrü bir kelebek kadar kısa planlanmış, saklanmaya değer görülmemiş 'geçici' şeylerin de inatla sahiplerinden daha uzun yaşadığına şahit oluruz.

Yine de varlığın nihai kaderi değişmez: Her şeyin bir sonu vardır. Bu açıdan bakıldığında, var olmanın ana vasfı aslında 'yok olabilme potansiyeli' yani geçiciliğidir. Bu hakikat, kainattaki her şeyi felsefi düzlemde bir çeşit 'ephemera'ya dönüştürür.

Terimsel anlamıyla efemera ise, bu büyük geçiciliğin kâğıt üzerine düşen suretidir. Yeterince eskidiklerinde; artık yok olmuş insanların, yıkılmış mekanların ve silinmiş zamanların yegâne kanıtına dönüşürler. İşte ephemerist, bu kaçınılmaz yok oluşa direnerek 'son şahitliklere' yeni anlamlar ve ortaklar katar ve kaybolmaya yüz tutmuş hafızayı bugüne taşır.




Son Yazı

Bir Derviş Hücresi Olarak Sahaf Üzerine Okumalar

Sahaflığın yan etkilerinden biri, bazen okuduğunuz ya da okumak için ayırmayı düş...