Koku almak bazen haber almak gibidir. Herkesin burnuna değip geçen bir buğu, sizin sinüslerinizden geçip doğrudan hafızanıza, belki de bilinçaltınızın en kuytu yerine süzülür. Geçtiğiniz diyarları, yaşadığınız zamanları hatırlatır. Belki burnunuz keskinse, daha da ötelerden, ait olduğunuz o meçhul âlemden size bir çağrı, eski bir hatıra yahut ismini koyamadığınız bir özlem getirir.
Kokuların her birinin, bu mânâda gönlümüzde titrettiği ayrı bir tel vardır. Kimi yıllanmış bir hatıraya can verir, kimi eski bir sevgilinin sönmüş hayaline bir nefes üfler. Bazıları kederdir, bazıları ümit. Ama çoğu hasrettir; geçip gitmişliktir, ayrılıktır. Bununla beraber kokular, İsa’nın nefesi gibidir. Tek bir koku, zihnimizde binbir hayali bir anda diriltir; üstü örtülmüş zamanları ayağa kaldırır, küllenmiş duyguların altına yeniden kor düşürür.
İşte böyle kokulardan biri de benim için limon kokusudur. Bendeki karşılığı gençliktir. Parmaklarımda gezdirdiğim ama hiçbir zaman tam manasıyla sahip olamadığım bir rayihası vardır onun. Tazeliktir, letafettir. Ne erkektir ne dişi; kimin tenine değse onun tabiatını alır. Ama en çok da genç kızlara yaraşır. Saçlarından dalgalanıp etrafa yayıldığında, delikanlıların burnunda beyaz çiçekler açtırır. İçinde hüzün bulunmayan arı bir neşe bahşeder. Yalnız, onun sanayi işi aromasından uzak durmak, bir de pastaya çöreğe bulaştırmamak gerekir. Başka bir şeyin üzerine sindi mi hemen kendini kaybeder. Ayrıca limon kolonyasının, limonun kendisiyle bağı ancak zayıf bir benzerlikten ibarettir. Limon kabuğunu ağır ağır ezip koklarsanız, ne demek istediğime hak verirsiniz.
Limonun ruhuna yapılacak en büyük ihanet ise onu çaya sıkmaktır. Bu, genç bir kızı ihtiyar bir zamparaya nikâhlamak gibidir; bütün güzelliği bir anda tükenir. Tavşan kanı olması gereken çayı, boz ve bulanık bir suya çevirir. Ne kendisi bir şeye benzer artık, ne de çaya sahici bir tat bırakır. Aslında ömür de böyledir. Bu şekilsizleşme, bu yavaş yavaş kayboluş herkesi rahatsız eder; ama elden gelen bir şey yoktur. Bünye; çaydan çarpıntı, şekerden bunaltı duymaya, geceleri uykusuz kalmaya başladığı o münasebetsiz devirlerde bu çözülmeyi bir nevi alın yazısı gibi kabullenir.
İşte o devirler geldi mi, limon kokusu da artık biraz acı bir tahassüre dönüşür. Yiten zamana dair binbir özlemden biri olur. Bazı ihtiyar delikanlılar, seyrelmiş saçlarını hâlâ azıcık limon suyuyla geriye yatırırlar. Belki de bu, geçmişe verilmiş mahcup bir selâmdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder