Bir kayıp yaşandığında, ardında bıraktığı duygular mekâna siner. Acının, bir nesneyi kendi rengine boyaması için o şeyin özünde ne olduğu hiç önemli değildir. Yas, o yakıcı şiddetiyle, o an etrafta ne varsa her şeyi kendisiyle özdeşleştirir. Kaybı yaşayanlar için artık hiçbir güç, o şeyleri eski masum hâline döndüremez.

Bir sokak, tek tük düşen birkaç kar tanesi, bir köşe başı, sıradan bir kazak... Fark etmez.

Mesela karahindiba; gencecik bir yitimdir benim için. Baharlarımızı süsleyen o sarı yaprakları, çocukluğumuza neşe veren o uçuşan tüyleri bile unutturamaz artık o gidişi. Bir yanı çaresizliğe, bir yanı cehalete saplanmış kör bir inattır o. Diğer yanı ise derin bir pişmanlık.

Ben yaşadığım müddetçe, katmer katmer bir hüzün taşıyacaktır artık bu çiçekler. Katmer katmer bir isyan, katmer katmer ağır bir kabulleniş...

Tanrı'nın huzuruna çıkarken elimde bir demet karahindiba olsun isterim. "Evet, ben masum değilim ama ben de buraya senin adaletine şahitlik etmeye geldim," diyebilmek için... Buna hakkım olduğunu, hakkımız olduğunu hatırlatmak için.